RİZE 18.08.2018
- Kevsoş Aktoş

- 28 Eyl 2018
- 7 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 11 Eki 2018
Şarkılarına doğasın hayran kaldığım muazzam şehir Rize. Eşim ve ben fırsat buldukça gezen çiftlerdeniz. 18.08.2018 tarihli nişan yıl dönümümüzde karadeniz müzikleriyle düştük yollara ilk durağımız kahvaltı yapabileceğimiz bir yer olmalıydı çünkü ben kocamın başını yemekle başlamıştım doymaya :) Rize merkezde Rizeye özgü susamı olmayan simitlerden alarak başladık kahvaltıya. İnanılmaz yavan bir tadı olduğundan bir simit bize yetti. Diğerini koluma bilezik yaparak tekrar koyulduk o kıvrımlı yollara. Şenyurt köyünde Çinçiva Kafe ye geldik güzelce bir kahvaltı yapmak için. Lezzet, dere manzarası ve huzur veren dere sesi kokusu eşliğinde bir kahvaltı şöleni karşıladı bizi mekanın içinde yöresel başörtülü kadınlarla el emeği patikler, eski bakır kaplar ve hatırlayamadığım bir çok şey bir Rize kültürü hakkında ip ucu vermeye başlamıştı. Kesinlikle gidenlerin uğraması gereken bir yer Çinçiva kafe. İnanılmaz güzel bir serpme kahvaltı hem gözümüze hem gönlümüze hemde midelerimize hitap etmişti. Muhlama ve ekmek arasındaki ilişki gibi bağlanıverdik Rizeye tam o anda.

Çinçiva kafenin tam karşısında el emeği ürünlerin satıldığı minik bir dükkan vardı. yediğimiz muhlama o kadar rizeli yapmıştı ki bizi puşi almadan gidemezdim:) karnımızı ve gözümüzü doyurduktan sonra yine düştük yollara. Yol demişken çift şeritli geniş yollar değil. Ama yolda olmanın mutluluğunun yaşatan dar ve yemyeşil yol.Yol üzeri bir kaleye rastladık Zİlkale. Bu kale sanki o tepenin sahibi gibi eşsiz manzarayı izliyordu kuşaklardır. Ve eşimle ona eşlik etmekten büyük keyif aldık.

kıvrılarak ilerlediğimiz yollara düştük yine . Palovit şelalesi sonraki durağımız. Polovit şelalesi giderken düşündük ki bu doğanın arabası bizimki değil altı yüksek araba şart!

Şelaleye inen ahşap görünümlü metal merdivenlerden usulca indik yamacına minik su zerrecikleri ıslattı yüzümüzü. Zaten insanlar öyle çok birikmişti ki oraya, fotoğraf çekmek için en uygun yeri yine yukarıda bulmuştuk. Hasta olmamak için fazla beklemeden oradan ayrıldık mutlaka bir hırka yanınıza almayı unutmayın!

Palovit şelalesinden arabımızın altını sürtmeden çıkarmak için 100 metre kadar yürüdüm eşim arabada ben yanında ilerliyorduk ve nihayet başardık :) yollara düştük yine çok gitmeden karşımıza bir yapı çıktı camdan oluşmuş bir kafeyi andıran yerin adı Tarzan Park dı. Burayı daha önce haberlerde görmüştüm ailece gelip eğlenilebilecek bir yerdi. Ağaçlar arasındaki çeşitli engelleri aşmak gerekiyordu. Eee ne var bunda demeyin tüm bunları yerden hayli yüksekte yapmanız gerekiyordu. Hemen denemek için hazırlıklarımızı tamamladık sanırsam kişi başı 50 tl idi. Eşim ve ben ağaçtan düşmemek için küçük bir emniyet eğitimi aldıktan sonra hemen çıktık ağaca.

Öyle sevimli görünmeme kanmayın gerçekten ecel terleri döküp. yorulduğumuz parkurun en eğlenceli kısmı tabi ki son etabıydı. Zipline:)Tüm yorgunluğun üzerine salıverdik boşluğa kendimizi çok eğlendik ama sanırsam bir kez daha gitmeyiz. kollarımız ve bacaklarımız titriyordu yorgunluktan. Palovit de üşümüş Tarzan parkta terlemiştik gerçekten bir süre arabada kalmak çok akıllıca olacaktı. Eşim yayla aşığıdır. Bilinmeyen insan girmemiş tüm doğa güzelliklerini keşfetmek ona ayrıca bir haz ve gurur veriyordu.Düştük yollara. Bilgilendirme tabelalarında en sonda silinmiş bir yaylayı gözüne kestirdi. Elevit Yaylası. Yolu tarla gibi olan bu yayla yoluna arabanızı seviyorsanız gitmeyin. Yada uygun olan bir araç kiralayın.Benim eşim Sivasın hamsisidir. İnatçı ve imkansız:) üşümüş ve açıkmış bir halde iş makinelerini aşıp arabamızın altını sürterek yolculuğumuza devam ediyorduk. İnanın ikimizde malımızı severiz ama öyle bir aşamaya gelmiştik ki sırf meraktan geri dönmedik. Elevite geldiğimizde gördük ki bunun misliyle deymişti. Stresli süren yolculuğumuzun sonunda yaylanın hemen girişine aracımızı park edip keşif yapmaya başladık. Elevit tıpkı türkü de söylediği gibi dere içine kurulmuş bir yerdi.
Buradaki insanlara özenmemek elde değildi. o kadar çok sevdik ki düğün dış çekimimizi burada yapmaya karar verdik. Ama yayla havası çarpmış olacak ki eşim ve ben elimizde kostümlerimiz tuhaf tuhaf giyinecek yer arıyorduk. Eşim yolda gördüğü bir abladan evinde giyinmemiz hususunda izin istedi o kadar şaşırmıştım ki ablanın verdiği cevap beni daha çok şaşırtacaktı. Tanımadığı halde bizi evine emrivakimizle davet eden ablalar şehir hayatındaki bulamayacağınız insan sıcaklığını ve güveni vermişlerdi bu duyguyla en son çocukluğumda mahallemde karşılaşmıştım. Ki mahallem günümüzde artık bu değere bu denli sahip değildi.Gelinliği giymeme de yardım eden bu dünya tatlısı abla ve ablası tüm içtenliği ve misafirperverliği ile gönüllerimize taht kurmuştular.

giyinip hemencik çıktık evden eşim ben ve fotoğraf makinemiz. tripotu koyacak düz bir alan bulmak bir yana insan yoğunluğundan fotoğraf çekinmemiz oldukça zordu.

İnsanlar tripotu fark etmiyor ve hep beraber aynı kadraja girmeye başlıyorduk. Sonunda yardım istemeye karar verdik. Fotoğraf çekmek isteyen kişilerden bizi fotoğraflamalarını istedik.

İstediğimiz fotoğraflara kısa sürede ulaşmayı başarmıştık. Acıkmış Üşümüş ve rakıma çarpılmış halde mükemmel ablaların evine geri döndük. Ablalar biz hazırlanırken çay ve ikramlıklar hazırlayarak bizi giderek daha mahçup etmişti. O kadar tatlı ve hayat doluydular ki elevit sevdalısı olmamak elde değildi. Fazla vaktimiz yoktu akşam karanlığı çökmek üzereydi izin isteyip ordana ayrıldık. daha doğrusu ayrıldığımızı sandık arabaya binip yayladan inerken ablaların isimlerini sormadığımızı fark ettik hediye yollamayı düşünüyorduk. Üzüldük onlara dair bildiğimiz tek şey İstanbulda yaşadıklarıydı. neyseki benim eşim farkına olmadan gelinliğin tacını orada unutmuştu bunu fark etmemiz 3 günü almıştı ama o ablaları bulmamız bir maceraya dönüştü sosyal medyayı icat edenlere ve Elevitin tüm sevdalılarına burdan tekrar teşekkür ediyorum . Dönüş yolunda yüksek kemer şeklinde bir köprüye denk geldik biraz yakından bakmak için yanına gittik. Ama heen arkamızda bir tulum sesi yükseldi istemsizce başlarımızı çevirdik. Ayaklarımız köprüden hemen sonra tuluma yöneldi. Bir aile akan su kenarında horonlarla sevdalı türkülerle piknik yapıyorlardı. Kadınlar piknik için hazırlık yaparken erkekler müzik üretiyor ve bir iki kadeh birşeyler içiyordu. Amaca bize baktı ve bizi de davet etti . Birazcık izlemek için aralarına karıştık. bir türkü bittiğinde oradan ayrılmaya karar verdik zira giderek acıkmıştık. Konaklayacağımız yer Ayder Yaylasında idi yola koyulduk. Galler düzlüğünde bir mola verdik eşsiz manzaranın ve doğanın tadını çıkardık ve daha sonra kalacağımız yer olan Zafran Otele gittik. Gittik ama park bir sonra dönüştü. Hemen ön kısımda bulunan eylül restoranda rica ettikbir sonraki gün sabahına kadar oraya park ettik. Ve bu cömertliklerinden biraz da mahcubiyetten orada yemek yemeye karar verdik başlangıçta ilgimizi çeken bir yer değildi içerideilerledik kendimize bir masa aramaya koyulduk ve balkon kenarında masa bulduk. O kadar acıkmıştım ki artık hemen menüyü istedik. Karalahana çorbası ve ızgara fevkaledenin fevkindeydi:) manzaramızda karşı dağdan usulca akan bir şelale. Kesinlikle tekrar gitsem gideceğim tek yer. Yemeğimizi yedik ve karşı tepedeki otelimize varmak üzere tırmanışa geçtik. Eşyalarımızı bırakıp Ayderi gezmeye devam ettik.Ayder sanki türkiyede bir yer değilcesine bünyesinde yabancı barındırıyordu menülerde Arapça ifadelerin yanı sıra dil bilen personellerde bulunduruyorlardı. Maalesef muhteşem doğaya sahip bu yer yok olmuş betonlaşmış bir yerdi. İnsanın korkunç yüzünü görmemiz mümkündü çöpler heryerde . Hava kirliliği bile vardı nerdeyse .Gürültülü rengarenk dar sokaklarında ilerlemeye devam ettik. Turistik hediyelik eşyaların satıldığı renkli dükkanlar yemek yemek için restorantlar aradığınız şehir ve köy hayatının birleştiği gibi bir yerdi.Eşim ve ben artık yorulmuştuk. Bir yerde çay içmeye kara verdik küçük bir dükkan minik tabureler ve samimi görünen bir mekana girdik. Çayhane adındaki bu yerde bir anda tulum sesi yükseldi. Hemencik oturduk bir masaya ve tadı uslarımıza kadar kazınan güzel çaylardan içerken bir yandan da orda çalışan personelin( Gökhancan Boşnakoğlu) hem söylediği hemde söylettiği şarkılara kendimizi kaptırdık. Ve ilk kez duyduğumuz halde dilimize dolanan şarkıyı size taktim etmekten mutluluk duyuyorum:)
Aylarca kendimizi gaymakli pasta olarak tanıttığımız bu şarkı eşimin de telefonumdaki adının değişimine neden olmuş durumda:) çaylarımızı şarkılarımızı söyledikten sonra otelimize dönmek üzere yola koyulduk. Otelimiz Ahşap bir butik oteldi. İçindeki personel ve işletme sahipleri de bir o kadar candandı. Fakat sabah Ahşap otelimizde buz gibi uyandık.pencereden dışarı baktığımda gördüğüm manzara korkunçtu çimenlerin üzerinde insanlığa dair izler vardı yani çöpler. Ayder beklediğim gibi bir yer değildi elbet ama yine de çok güzeldi. İnsan sevdiği yanındayken nasıl mutlu olmazdı ki?
Kahvaltımızı yapıp karadenizin sevdalı yollarına düştük yine. rotamızı Trabzonun Uzungöl yaylasına çevirdik. Ayderden daha çıkmadan bir yerde durup muhteşem mıhlama için gerekli olan denir ve tereyağının yanı sıra mısır ekmeğimizi de alıp yollara düştük.

Yolumuzun üzerinde farklı aromalara sahip çayların satıldığı Lazika adlı bir yere vardık. Portakal aromalı çay ve yeşil çay aldık. Doğrusu çay her iki çayda güzel ama portalı olduğu idda edilen çayda biz portakal tadı alamadık :)ama olsundu tadı güzeldi.Lazikadan çıktıktan sonra tepelerde ça toplayan teyzeleri gördük. Eşim bir hışımla aracımızı durdurdu. Hadi gidelim dedi.Teyzelere ulaşmak o kadar da kolay değildi elbet uzun tırmanış ve çaylarla olan mücadelemizi tabiki biz kazandık.Bizi samimiyetle karşılayan teyzelerin bizi izlerken bu insanlar ne yapmaya çalışıyorbakışları tabiki gözümüzden kaçmadı. Kısa bir sohbetin ardından minik bir çay bilgi aldık üzerindeki tohumları bir kere ekersen sana yüz sene çay verirmiş böyle bereketli bir bitkidir dedi. Ve tohumlarından bir avuç almamıza izin verdi.( Erzuruma dönüşte güzel hayallerle saksıya ektiğimde saksıdaki çay yavaşça küflendi ve büyümedi.)

Kollarım bacaklarım kabarmış halde aracımıza doğru teyzelerle vedalaştıktan sonra ilerledik. Neyseki yanımda alerji hakı mevcuttu eğer yolunuz düşerse mutlaka yanınızda bulundurun. Rizeye doymuş bir şekilde Trabzon Uzun göle ulaştık. Kesinlikle bir kez daha gitmeyi istemeyeceğim insan yığının içine düştük öyle bir trafik var ki geri dönmeye imkan yok. Kesinlikle doğanın katledildiği bir mezarlık. Uzak tepede bir yer gözüme kestirdim Kar Otel di sanırım adı. İçini gezmeye ihtiyaç bile duymadım. Karadeniz yaylasından eser kalmayan bu turistik yerde tabiki trafik tek şerit halinde ilerliyordu. Kar otele uzunca bir süre gidemedik trafik sıkıştı ve uygun alana aracımızı park edip yürüyerek devam ettik yolumuza. Vardığımızda aracımıza tedirgin yine de keyif yapmaya kararlı bir biçimde balkon kenarında bir masaya oturduk. menü istedik ve menü tamamen Arapça idi. Fındıklı salep istedik ve şaşkınlıkla işletmeyi izledik. Gelen şey salep kesinlikle değildi. Oturan herkes Arap asıllıydı. Olurda yurt dışına çıkamadım diye üzülürseniz gelip kendinizi başka bir ülkede gibi hissedebileceğiniz ticari kaygısı oldukça yüksek bu yerin manzarası her şeye rağmen güzeldi.

Uzungölde gördüğümüz turist muamelesinden sonra orayı hızlıca terk etmeye karar vermiştik ki bu o kadar kolay olmadı. Yaklaşık 40 dk sonra oradan ancak çıkabildik ve tek yaptığımız şey bir otelde içemeyeceğimiz bir içecek siparişi verip dönmek oldu. Neşemizi bozmadan şehir merkezine ilerliyorduk.
Bu videoyu paylaştıktan 5 dk sonra arabamız lastik basıncı uyarısı vermeye başladı henüz 1 aylık olan araç lastiklerimizden birine uzungölde bir taş saplanarak lastikte kaçak oluşturmuş. İşte bu kez canımız sıkılmıştı. Sanayinin yolunu tutmuştuk pazar günü bir yer bulma ümidiyle neyseki çok aramadan bir lastikçiye denk geldik. 40 - 45 dk da halledilmişti lastik sorunumuzda. Ve biz yine acıkmıştık. Akçaabat köftesi yemek üzere köfteci Nihat a yolumuzu düşürdük. Denizin kenarında bir masa mis gibi tuz yosun kokusu mükemmel köfteler. çok güzel ve gerçekten yöresel bir tatla karşılaşmak moralimizi ve açlığımızı gidermişti. Yemeğimizi yedikten sonra evimize dönüş yolculuğu başlamıştı. şarkılar abur cuburlar ve bol bol mola ile seyahatimizi tamamlamıştık :)



Yorumlar